Ana Sayfa Fizik Atomun Klasik Fiziğe Göre Kararsızlığı

Atomun Klasik Fiziğe Göre Kararsızlığı

236
0
  Okuma Süresi:   Bu yazıyı  " 3 "  dakikada okuyabiliriniz.
teorikfizik.com
Sitemin tek geliri olan reklamları görüntülemek için AdBlock eklentinizi kapatırsanız sevinirim 🙂

Klasik Fizik günlük olayları daha çok makro boyutta oldukça kesin sonuçlar üretmektedir, ancak ışık hızına yakın hızlarda hareket eden mikro sistemler için göreli mekanik daha ideal sonuçlar vermektedir.

İvmeli hareket

Rutherford’un yanında çalışan doktora sonrası araştırmacı Danimarkalı Niels Bohr, atomun yapısı üzerine düşünmeye başladı. Atomun Güneş Sistemi modeli ile ilgili ciddi sorunlar vardı. Eğer artı yüklü çekirdek ile eksi yüklü elektronlar Güneş Sistemi gibi hareket ediyorsa ve bu hareket elektromanyetik kuvvetler sayesinde oluyorsa, atomun ömrünün saniyenin 10 milyarda birinden daha fazla olmaması gerekiyordu.

19. yüzyılda fizikçiler önce kuramsal sonra da deneysel olarak, ivmelenen yüklü parçacıkların elektromanyetik dalga yaydığını keşfetti. Nitekim daha önce bahsettiğimiz gibi, radyo bu keşfin sonucunda icat edildi.

Atomun içinde yaklaşık 2000km/sn hızla dönen elektron dairesel hareket yaptığı için ivmelenmeli ve elektromanyetikdalga yaymalıydı. Kısa sürede gittikçe daha yüksek enerjili elektromanyetik dalgalaryayarak bütün enerjisini kaybetmeli ve çekirdeğe düşmeliydi. Klasik fiziğe göre kısa bir hesap bize atomun bu şekilde var olamayacağını gösteriyor. Bu duruma atomun klasik fiziğe göre kararsızlığı diyoruz.

Atomların tayfları

19. yüzyıl fizikçileri atomların ışık tayflarını geçekten çok detaylı incelemişti. Buldukları her maddeyi ısıtıp çıkardığı ışığı prizmalardan geçirmiş ve kaydetmişlerdi. Bu maddelere sofra tuzu da dâhildi. Kirchoff sofra tuzunu ateşe tutmuş, sarı bir ışık çıkardığını görmüş ve sodyumun tayfını incelemişti.

Hatta Güneş’ten gelen ışığı inceleyince, Güneş’in atmosferinde de sodyum olması gerektiğini bulmuştu. 20. yüzyılın hemen başında atomların tayfları konusunda 5000 sayfayı geçen bir çalışma yapılmıştı. Hatta pek çok element doğrudan doğruya tayf analizi sonucunda bulunmuştu.

Örneğin periyodik tablodaki ikinci element olan helyum ilk defa yaydığı kendine özgü ışık ile 1868 yılında Güneş’te keşfedilmişti. Adına bakınca bunu anlamak mümkün: Yunanca “helios” Güneş demek. Ardından bu element 1882 yılında yeryüzünde de bulundu.

Bu kadar çok deneysel çalışma olmasına rağmen, atomların renkli dünyası henüz kuramsal olarak açıklanamamıştı. Rutherford atom modelinin önemli bir sorunu da her atomun kendisine has bir ışık tayfı olması ile ilgiliydi. Bu klasik fizik ile anlaşılabilen bir durum değildi.

Örneğin hidrojen atomu gözle görülür 4 ayrı dalga boyunda (kırmızıdan maviye) ışık yayıyordu. Neden klasik fiziğin öngördüğü gibi bütün renkler veya bütün frekanslar yoktu?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz